Komşumuz ve kardeş ülke İran, maalesef yine sancılı günler geçiriyor. Birkaç senede bir tekrarlanan toplumsal hareketlilik, bu kez öncekilerden daha farklı ve derin bir mahiyet arz ediyor. Geçmişteki dalgalanmalar bir şekilde sükûnete erse de, mevcut durumun yönetilmesi eskisinden çok daha güç görünüyor. Zira toplumun geniş kesimlerini etkileyen sıkıntılar, artık halledilmesi elzem bir noktaya gelmiş durumda.
Dünyanın sayılı enerji kaynaklarına sahip bir ülkesinin, ekonomik olarak bu derece zorlanması düşündürücüdür. Halkın yaşadığı geçim sıkıntısı, gençlerdeki işsizlik ve esnafın üzerindeki ağır yükler, toplumsal huzuru zedeliyor. Ekonomik imkânların belli bir çevrede toplanması ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, maalesef halkın tepkisini artıran en önemli faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
İktisadi Bunalım ve Manevi Tahribat
Şimdiye kadar askeri caydırıcılık ve savunma sanayisindeki gelişmeler, iç kamuoyunu teskin eden önemli unsurlardı. Ancak son dönemde bölgede yaşanan sıcak gelişmeler, savunma sistemindeki bazı zaafiyetleri gün yüzüne çıkardı. Güvenlik ve istihbarat stratejisinin dış tehditlerden ziyade iç denetime odaklanmış olması, sistemin etkinliğini tartışılır hale getirdi.
Daha da önemlisi, katı merkeziyetçi yönetim anlayışının getirdiği olumsuzluklardır. İdari, iktisadi ve sosyal hayatın tamamının tek bir merkeze ve belli bir zümreye bağlanması; yaşanan aksaklıkların, yolsuzlukların ve hataların faturasının doğrudan dine ve manevi değerlere kesilmesine yol açıyor. Özellikle genç kuşaklarda dine karşı oluşan mesafeli duruş, bu hatalı yönetim anlayışının en üzücü neticelerinden biridir. Dinin siyaset ve ticaret sahasında bir araç gibi algılanmasına ve yıpratılmasına müsaade edilmemelidir.
Hürriyet ve Meşveret Zemininde Çözüm
Bölge ülkelerinde yürütülen politikalar da ayrıca tahlil edilmeye muhtaçtır. Mezhep eksenli yaklaşımlar ve maddi kaynakların ülke dışına aktarımı, hem İran ekonomisini yoruyor hem de İslam dünyasındaki uhuvvet ve kardeşlik bağlarını zedeliyor.
Peki, çözüm nerede? Çözüm, Batı mahreçli senaryolarda veya eski monarşik hayallerde değildir. İletişim çağında, kapalı devre yönetim modelleriyle bir ülkeyi huzura kavuşturmak mümkün değildir. İran halkının iradesinin tam manasıyla tecelli etmediği, meclisin yetkilerinin kısıtlı olduğu bir sistemde reform talepleri de karşılıksız kalmaktadır.
Kardeş İran halkının refahı; ancak hukukun üstünlüğüne, meşverete ve millet iradesine dayalı şeffaf bir yönetimle mümkündür. Vesayet mekanizmalarının yerini, halkın seçtiği meclisin gerçek denetimine bıraktığı; hak ve hürriyetlerin teminat altına alındığı yeni bir anayasal düzen, hem komşumuzun hem de bölgemizin huzuru için en hayırlı yol olacaktır.






.